Siyatik

Siyatik

Siyatik, bel kemiğinin altından başlayan ve bacağa kadar uzanan vücuttaki en uzun ve en kalın sinirdir. Sinirlerin bulunduğu bölgelerde ağrılara neden olan siyatik, kalça arkasından başlayıp bel ve diz arkasına doğru uzanan ağrılar şeklinde hissedilir. Bacakların duyu ve motor fonksiyonlarının düzenlenmesini sağlar. Sinirler belin 4. ve 5. omurlarından çıkarak kalça ve arka diz bölgesinden topuklara kadar uzanır.

 

Siyatik Nedir?

Sinir sıkışmasına bağlı ortaya çıkan ağrılı durumdur. Bel bölgesinde bulunan sinirlerin sıkışması veya gerilmesi sonucu ağrı hissedilir. Ağrı kalçaya doğru yayılır ve kasıktan bacak arkası ve topuklara kadar uzanır. Siyatik hastalığında bacak güçsüzleşir, kişinin bacağını yukarıya kaldırdığı oranda hissedilen ağrı artar.

 

Siyatik Belirtileri

Kalçadan başlayıp topuğa kadar uzanan ağrılı bir durum olup ağrı hareketle daha da şiddetlenir. Sinirin geçtiği bölge olan bacak ve ayaklarda güçsüzlük hissedilir. Ağrının şiddeti hareket ettikçe artar. Hatta kişinin hareketleri kısıtlanarak eğilme ve dönme hareketleri zorlaşır. Kişi dik durmakta zorlanır ve bir yana eğilir. Yürüyüş sırasında hissedilen ağrı nedeni ile ayak sürükleme görülebilir. Ayak tabanında ve parmak altlarında ağrı, karıncalanma, batma ve uyuşma gibi hisler duyulabilir. Mesane ve bağırsak kontrolü zorlaşır. Şiddetli vakalarda idrar kaçırma ve hareket kaybı görülür. Bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden uzman doktorla görüşülmelidir.

 

Siyatik Nedenleri

Siyatik hastalığının birçok nedeni bulunuyor. Bunlar;

  • Yaş
  • Obezite
  • Hareketsizlik
  • Diyabet
  • Gebelik
  • Ağır kaldırma
  • Travma

 

Yaşın ilerlemesi ile kas ve kemik çevresindeki dokular zayıflar ve buna bağlı olarak siyatik ağrısı oluşabilir. Obezite, ağır kaldırmak ve gebelik gibi vücuda binen yükün fazla olduğu durumlarda omurgada artan stres siyatiğe neden olabilir. Kazan ve yaralanma sonrası siyatik sinirin veya etrafındaki dokuların zarar görmesi sonucu siyatik ağrısı oluşabilir. Uzun süre araç kullanmak veya hareketsiz kalmak ta siyatiğin bir başka nedenidir.

 

Siyatik Tedavisi

Yaşam kalitesini düşüren siyatikten korunmak için sırt ve bel kaslarının güçlendirilmesi ve güçlü tutulması önemlidir. Ağrı tarifi ve hastanın öyküsü dinlendikten sonra ağrının şiddetine ve altında yatan nedene bağlı olarak farklı tedaviler uygulanır. Ağrı kesici, kas gevşetici gibi ilaç tedavileri yanında epidural steroid enjeksiyonu, traksiyon tedavisi, spinal manipüasyonve cerrahi müdahaleler siyatik tedavisinde uygulanan yöntemlerdir.

sarı nokta

Sarı Nokta

Sarı nokta hastalığı, bir retina hastalığı olup 55 yaşından sonra sıklıkla görülmektedir. Sigara kullanan ve genetik yatkınlığı olan 55 yaş üstü kişilerde görülen sarı nokta hastalığının ilerlemesi durumunda görme kaybı ortaya çıkabilir.

 

Sarı Nokta Hastalığı Belirtileri

Sarı nokta hastalığında kişinin yaşı, genetik faktörler, hipertansiyon, sigara kullanımı, dengesiz beslenme kolesterol, obezite ve UVA ışınlarına uzun süre maruz kalma risk faktörleridir. Hastalık belirtileri ise şunlardır;

  • Görme yetisinde zayıflık
  • Cisimlerin eğri veya kırık görülmesi
  • Göz önünde karartı
  • Görme kalitesinde ve renk görmede bozukluklar

 

Sarı Nokta Hastalığının Çeşitleri

Sarı nokta hastalığı kuru ve yaş tip olarak 2 grupta incelenir. Kuru tip görülme oranı %90, yaş tip görülme oranı ise %10’dur. Yaş tip sarı nokta hastalığında erken teşhis son derece önemlidir. Aksi takdirde görme kaybı yaşanır. Kuru tipe göre çok daha hızlı ilerleyen yaş tip sarı nokta hastalığı; kanama, renkli görme ve kontrast hassasiyetinin bozulması ve ani görme kayıplarına neden olabilir.

 

Sarı Nokta Hastalığı Teşhisi

  • Göz dip muayenesi
  • Retina tomografisi
  • Göz anjiyosu
  • İlaçsız göz anjiyosu
  • Hasta tarafından yapılabilen Amsler Grid Testi

Göz dip muayenesi ile tespit edilemeyen şüpheli durumlarda uzman doktor tarafından retina tomografisi veya göz anjiyosu istenebilir. Amsler Grid testi ise, ortasında siyah nokta bulunan kareli kağıt testidir.

 

Sarı Nokta Hastalığı Tedavisi

Her iki tip sarı nokta hastalığında ilk olarak doktor tarafından detaylı bir göz muayenesi yapılır. Tedavinin başarılı olmasında göz muayenesi önemlidir. Uzman doktor tarafından göz dibi muayenesi yapılarak gözün yapısı detaylı olarak incelenir. Doğru tedavinin tespiti için detaylı göz muayenesi gereklidir.

Hastalığın ilerlemesi nedeni ile görme kaybının yaşanabildiği yaş tip sarı nokta hastalığında erken teşhis önemlidir. Kuru tip sarı nokta, A, C ve E vitaminleri, çinko ve lutein gibi koruyucu tedavilerle kontrol altına alınmaktadır. Yaş tip sarı noktada göz içine iğne tedavisi tercih edilir. İlerlemiş kuru tip ve tedavi edilmiş yaş tipin bazı evrelerinde sarı nokta merceği denilen makrovizyon (göz içi özel mercek uygulaması) tedavisi uygulanır.

 

 

Reflü

Reflü

Reflü, her yaş grubunda görülebilen bir sağlık sorunu olup mide salgısının yemek borusu veya ağıza kadar geri kaçmasıdır. Toplumda görülme oranı %20’lera kadar varan reflü, ülserle karıştırılan fakat ülserden farklı bir hastalıktır.

 

Reflü Belirtileri

Yemekten sonra ortaya çıkan reflüde mideden boğaza doğru bir yanma hissedilir. Yanma ile birlikte ağıza acı bir tat gelir. Özellikle acı, baharatlı ve yağı gıdaların tüketimi sonrası artan reflüde göğüs kafesi arkasında yanma ortaya çıkar. Mide içeriğinin ağıza gelmesi ve yutma güçlüğü en önemli reflü belirtileri arasındadır. Hıçkırık, geğirme, ağrılı yutkunma, bulantı ve nadir olarak kusma görülür. Öksürüğe, boğaz ağrısına, ses kısıklığına ve hatta diş çürüklerine neden olabilir.

 

Reflü Nedenleri

Reflünün nedeni mide asidinin yemek borusuna uzun süre temas etmesidir. Mide asidi yemek borusuna uzun süre temas ettiğinde yemek borusunda hasara neden olur. Yemek borusunun alt kısmında “özefagus sfinkteri” denilen kastan oluşmuş kapağa benzer bir yapı bulunur. Bu yapı, mide asidinin yemek borusuna geri kaçmasını engeller. Kapağın sık aralıklarla gevşemesi sonucu mide asidi yemek borusuna geri kaçar. Genelde göğüs ağrısına neden olan reflü, sıklıkla kalp veya göğüs hastalıkları ile karıştırılır.

 

Reflü Tedavi Yöntemleri

Reflü tedavisinde yaşam tarzının değiştirilmesi son derece önemlidir. Reflü sorunu yaşayan birçok insan yaşam tarzını değiştirerek veya ilaç kullanarak reflüyü kontrol altında tutmaktadır. Tedavinin ilk aşaması genelde mide asidini baskılayan ilaçların kullanımıdır. Özellikle kilo problemi olanlarda karın içi basınç artmakta ve bu baskı reflüyü şiddetlendirmektedir. Kilo kontrolü, yağlı yiyeceklerden ve kızartmalardan kaçınma, sigaradan, alkolden ve kahveden uzak durma, gazlı içecekler tüketmeme, stresten uzak durma ve dar kıyafetler giymeme alınacak tedbirler arasındadır.

 

Çocuklarda reflü tedavi edilmezse yemek borusu iltihabı, diş çürükleri, büyüme geriliği, yemek borusu darlığı ve anemi görülebilir. Reflüye sinüzit, farenjit, otit, ses kısıklığı, ameliyatla alınan geniz etinin tekrar büyümesi, tedaviye dirençli astım, rahat uyuyamama ve sürekli uyanma gibi sorunlar da eşlik edebilir.

 

Hamilelikte reflü geçici olup hamilelik süresince reflüyü tetikleyen yiyeceklerden uzak durulması, gece başın yüksekte olacak şekilde yatılması ve dar giysilerden kaçınılması önerilir.

Young doctor giving helping hands for elderly woman

Parkinson

Parkinson, beyinde dopamin üreten hücrelerin bozulması veya hücre kaybı sonucu beden hareketlerinin kontrolünün bozulduğu bir hastalıktır. Bir beyin hastalığı olan Parkinson, 60 yaş üzeri kişilerde görülen kronik ve ilerleyen bir hastalıktır.

Parkinson Nedenleri

Beyin sapında dopamin üretiminden sorumlu bir bölge bulunur. Bu bölgede yaşanan hücre kaybı nedeni ile dopamin salımı azalmaya başlar. Hasta hareketleri ile ilgili sorunlara neden olmanın yanında yorgunluk, depresyon, bilişsel fonksiyonlarda azalma, kilo kaybı, davranış bozukluğu, anksiyete, ağrı, uyku anormallikleri ve görme bozukluğu gibi sorunlara da neden olabilir. Parkinson risk faktörleri şunlardır;

  • Kafa travması
  • İlerleyen yaş
  • Ailede Parkinson öyküsü
  • Obezite
  • Beyaz ırk
  • Demir ve magnezin yüksek miktarda alınması
  • Hayvansal gıdalar
  • Tarım ilaçları
  • Çiftlik veya kuyu suyu kullanımı, kırsal yaşam

Parkinson Belirtileri

Yavaş ilerleyen bir beyin hastalığı olan Parkinson, hareket sisteminde aksaklıkla başlar. Mimikler azalır, konuşma monotonlaşır veya bozulur. Gövde hafif öne eğilir, hareketler yavaşlar, titreme başlar ve kollarda ağrı ile süregelen bir hareket kısıtlığı başlar. Hastalık sinsi bir şekilde seyrettiğinden, şikâyetler depresyon veya eklem hastalıkları ile ilişkilendirilir. Hatta hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasından 4-6 yıl öncesinde hastaya yanlış tanı konulabilir.

En sık görülen başlangıç belirtisi, dinlenme sırasında tek el ve parmaklarda titremenin görülmesidir. Titremenin olduğu tarafta yürüyüşe kol salımı eşlik edemez. Nadir olarak ayaklarda, çenede ve dilde de titreme başlayabilir. Titremenin olmadığı ilk belirtiler hareketlerde yavaşlamadır.

Parkinson Evreleri

Birinci Evre: Yaşam kalitesini etkilemeyen tek taraflı belirti ve bulguların görüldüğü evredir. Mimiklerde, duruş ve yürüyüşte görülen bozulmalar sadece hasta yakınları tarafından fark edilir.

İkinci Evre: Tek taraflı yaşanan belirtiler duruş ve yürüyüşün etkilendiği bu evrede iki tarafta da görülmeye başlar.

Üçüncü Evre: Hareketlerde yavaşlama, denge ve işlev bozukluğu ve düşme görülür.

Dördüncü Evre: Hasta zor yürür. Yardımsız ve tek başına yaşayamaz.

Beşinci Evre: Hasta yatağa veya tekerlekli sandalyeye bağımlı yaşamını sürdürür.

Parkinson Tedavisi

Beyin hastalıkları arasında tedaviye oldukça iyi yanıt vermektedir. Erken dönemde hastalığın ilerleyişi yavaşlatılabilir. Tedavi yöntemleri farklı olup uzmanlar tarafından hasta takip edilir. Dopamin üretiminin ilaçla dengelenmesi, egzersiz, fizyoterapi ve son yıllarda uygulanmaya başlanan beyin pili kullanımı tedaviler arasındadır.

Öğrenme Güçlüğü

Öğrenme Güçlüğü

Öğrenme güçlüğü, bir zeka sorunu veya hastalık olmayıp bir farklılıktır. Nedeni tam olarak bilinmemekte olup beynin birtakım fonksiyonlarındaki aksamaları gösterir.

Öğrenme Güçlüğü Nedir?

Dinleme, konuşma, okuma ve yazmadan mantık yürütmeye, problem çözmeden bilgi depolama ve odaklanmaya kadar birçok yeteneğin kullanımında zorluk yaşanma sorunudur. Çocuklarda daha sık gözlemlenmesinin yanında yetişkinlerde de rastlanmaktadır.

Öğrenme Güçlüğü Belirtileri

Okul öncesi dönemde;

  • Konuşmaya başlamada ve telaffuzda gecikme
  • Yeni kelimeler öğrenmede zorluk yaşama veya yavaşlık
  • Motor hareketleri gelişiminde yavaşlık

İlköğretim döneminde;

  • Okuma yazmayı ve matematik işlemlerini öğrenmede zorluk yaşama
  • Kelimeleri tersten okuma
  • Matematik işaretlerini karıştırma
  • Nesneleri isimlendirirken sözcük bulmada zorlanma
  • Yaşına göre daha az kelime dağarcığına sahip olma
  • Dinleme ve izlemede zorluk yaşama
  • Yön bulmada zorlanma
  • Yeni beceriler öğrenmede yavaşlık
  • Arkadaşlık kurmada zorlanma
  • Ev ödevlerini veya eşyalarını unutma
  • Günlük işleri izleme ve yapmada zorlanma
  • Zaman ve mekan sorunları yaşama
  • Bisiklet sürme gibi koordinasyon isteyen oyunlarda zorluk yaşama
  • Sıklıkla sakarlık ve yapma ve kaza yaşama
  • Düşünmeden harekete geçme

Öğrenme güçlüğü her çocukta farklı şekilde kendini gösterir. Yukarıda listelenen belirtiler varsa mutlaka bir uzmandan destek almak gerekir.

Öğrenme Güçlüğü Tedavisi

Öğrenme güçlüğü, çocuk ve ailenin birlikte eğitim alması ile kontrol altına alınabilmektedir. Öncelikle beyinle ilgili herhangi bir sorun olup olmadığının tespit edilmesi için detaylı bir inceleme yapılır. Öğrenme güçlüğü tedavisinde uzmanlar tarafından herhangi bir ilaç önerilmemektedir. Öğrenme güçlüğüne kaygı veya depresyon gibi rahatsızlıklar eşlik ederse ilaç tedavisi tercih edilir.

Psikoeğitimle öğrenme güçlüğü tedavisi desteklenmekte, aile ve öğretmen işbirliği yaparak okul programına uygun çalışma planı yapılmaktadır. Uzmanlar çocuk ve aile ile birlikte çalışır ve öğrenme kolaylıkları her mekanda çocuğa göre düzenlenir.

Çocuğun ailesi tarafından olduğu gibi kabul edilip ailenin tedaviye eşlik etmesi önemlidir. Öğrenme güçlüğü yaşanan konularda çocuğun zorlanmaması ve egzersizlerin yavaş-yavaş yaptırılması gerekir.

Öğrenme güçlüğü tedavisinde zamanında müdahale son derece önemli olup profesyonel bir yardım alınması gerekir.

multilsikleroz

Multipl Skleroz

Multipl skleroz (MS), bağışıklık sisteminin bozulması sonucu beyin ve omurilikte plaka oluşumu ile ortaya çıkan kronik bir sinir sistemi hastalığıdır. Dünyada 3 milyon, Türkiye’de ise 35 bin kişinin Multipl sklerozdan etkilendiği bilinmektedir. Ataklar halinde gelişmekte, uygun tedavi ve periyodik takiple kontrol altında tutulabilmektedir.

Multipl Skleroz (MS) Hastalığı Nedir?

Santral sinir sisteminin yangısal bir hastalığı olan MS; hareketlerde aksama, kas güçsüzlüğü, dengesizlik, kısmi felç, konuşma ve görme bozukluğu gibi birçok belirti ile ortaya çıkıyor. Kadınlarda erkeklere oranla 2 kat daha fazla görülüyor. Santral sinir sistemindeki beyaz madde yapılarının hastalanması ile ortaya çıkıyor. Beyaz madde, bu sistemin kendi içinde ve vücudun diğer sistemleri arasında iletişimi sağlayan sinir lifleridir.

MS hastalığı olanlarda beyaz madde üzerinde plak ve lezyon olarak tanımlanan hasarlı alanlar bulunur. Sinirleri çevreleyen miyelin maddesi azalır. Ataklar değişken olup tahmin edilemez.

Multipli Skleroz Hastalığının Nedenleri Nelerdir?

MS hastalığına yol açan faktörleri tespit etmek için birçok teoriler ortaya atılmasına ve tüm bu teoriler sorgulanmasına rağmen kesin olarak saptanmış bir neden bulunamamıştır. Bazı araştırmacılara göre henüz belirlenememiş olan bir virüs MS hastalığına neden oluyor. Bu virüs çocuklukta veya gençlik döneminde vücuda giriyor, 5-15 yıl herhangi bir belirti vermeden vücutta kalıyor. Sonra bilinmeyen bir nedenle ortaya çıkarak ataklar haline gelişiyor.

Multipli Skleroz Hastalığının Belirtileri

Merkezi sinir sisteminin etkilendiği bölgeye göre farklı belirtiler gözlemlenir. Halsizlik, uyuşma, karıncalanma, denge bozukluğu, görme ve konuşma bozukluğu, kol ve bacaklarda sertlik, titreme, güçsüzlük, idrar yapamama veya idrar kaçırma, erkeklerde cinsel güçsüzlük gibi belirtilerin bir veya birkaçı görülebilir. İlk belirtiler birkaç günde ortaya çıkar. Başlangıçta tam düzelme gözlemlendiği gibi düzelmelerin olmadığı durumlar da söz konusudur.

Multipli Skleroz (MS) Hastalığının Tedavisi

Multipl Skleroz hastalığının belirtilere göre planlanan tedavi, atakları önleme tedavisi ve atak tedavisi olarak 3 tip tedavisi vardır. Hasta ataklarına ve hastalığın şiddetine göre çok çeşitli ilaçlar kullanılıyor. Atakların erken dönemde kontrol altına alınması olası bir hasarı engellemede önem arz ediyor.

MS’i tamamen iyileştirecek herhangi bir tedavi henüz bulunmamış olsa da, hastalığın daha kötüye gitmesine engel olacak ve alevlenmeleri yatıştıracak ilaç tedavileri ile hastanın yaşam kalitesi korunmuş oluyor.

 

 

Menapause (Menopoz)

Menapause (Menopoz)

Menopoz, Yunanca mens ve pause kelimelerinden türetilmiş olup adet döngüsünün kalıcı olarak kesildiği dönemdir. Dünyada ortalama menopoz yaşı 51, ülkemizde 47-49 yaş aralığıdır. Kadın yaşamının önemli bir bölümünü oluşturan menopoz dönemi doğal bir süreç olup menopoz yaşının belirlenmesinde birçok faktör etkilidir.

 

Menopoz Belirtileri Nelerdir?

Vücudun tüm sistemini etkileyen menopoz dönemi belirtileri şunlardır;

  • Adet düzensizliği
  • Ateş basması ve aşırı terleme
  • Yüzde kızarma
  • Nabız artışı
  • Depresif ruh hali, gerginlik, sinirlilik
  • İştah artışı
  • Uyku düzensizliği
  • Baş ağrısı ve baş dönmesi
  • Özgüvende azalma
  • Konsantrasyon eksikliği
  • Unutkanlık
  • Yorgunluk
  • Cinsel istekte azalma
  • Saçlarda dökülme ve incelme
  • İdrar yolu enfeksiyonunda artış
  • Vajinal enfeksiyonlar
  • Metabolizmada yavaşlama ve kilo artışı
  • Kas ve eklem ağrıları

 

Menopoz Dönemleri

Dünya Sağlık Örgütü menopoz dönemini 3 grupta inceliyor.

 

Premenopoz: Menopoz döneminin ilk aşaması olup belirtilerin görüldüğü dönemdir. Menopoza girişle premenopoz dönemi sona erer. Bu dönemde yumurtalıkların folikül aktivitesi yavaşlar ve adet düzensizliği başlar. Birkaç ay sürebildiği gibi bir yıla kadar da uzayabilir.

 

Menopoz: Son adet kanamasının görüldüğü dönemdir. Menopozla adet döngüsü sona erer.

 

Postmenopoz: Menopoz döneminden yaşlılık dönemine kadar geçen süredir. Ortalama 6-8 yıllık bir süreyi kapsar. Postmenopoz dönemine kesin girildiğinin göstergesi en az 12 ay adet görülmemesidir. Bir yıl boyunca adet görmeyen bir kadın postmenopoz dönemine girmiş demektir.

 

Menopoz Oluşum Biçimleri

Genelde menopoz oluşumu doğal bir süreçte yaşansa da birçok nedenle erken menopoz da yaşanabilir.

Doğal menopoz; herhangi bir nedene bağlı oluşmayan, kendiliğinden yaşanan bir süreçtir.

Erken menopoz; çevresel nedenler, kürtaj, otoimmün hastalıklar, aşırı şişmanlık, sık gebelik, kemopterapi, radyoterapi ve hipotiroidizm gibi nedenlerle 45 yaşından önce başlayan menopozdur.

Cerrahi menopoz, yumurtalıkların alınması gibi cerrahi işlem sonrası oluşan menopozdur.

 

Sağlıklı Bir Menopoz Dönemi İçin

Yeni bir başlangıç olarak görülen menopoz döneminde;

  • Kontroller ihmal edilmemeli
  • Sıcak basmasına karşı çay ve kahve tüketimi azaltılmalı
  • Kas ve kalp sağlığı için düzenli egzersiz yapılmalı
  • En iyi tedavi için mutlaka doktora danışılmalıdır.

 

 

hafıza memory

Memory Hafıza

Hafıza (Memory) veya diğer adı ile bellek, yaşayarak veya çeşitli yollarla öğrenilen bilgilerin akılda tutulma becerisidir. Öğrenilen tüm bilgi ve beceriler hafızanın bir köşesinde depolanır ve yeri geldiğinde açığa çıkar. İnsan beyninde 18-20 yaşına kadar beyin hücreleri artar. 20’li yaşlardan sonra bu artış durur ve var olan beyin hücreleri yaşlanma ile birlikte yavaş-yavaş ölmeye başlar.

Hücre ölümü nedeni ile zaman içinde kullanılan hücreler azalır. Bu süreçten itibaren beyin yeni öğrenilen bilgilere karşın eskileri silmeye başlar. Yani yeni bilgileri öğrenme şekli eskilerin silinmesi ve onların yerine yeni bilgilerin öğrenilmesi şeklindedir. Eski bilgilerin silinmesi ile birlikte unutkanlık baş gösterir.

Unutkanlık Nedir?

Hafızanın zayıflaması ile başlayan unutkanlığın birçok nedeni bulunuyor. Her yaşta farklı nedenlerle ortaya çıkabilen unutkanlık, altında yatan nedene bağlı olarak geçici olabildiği gibi giderek artan oranlarda kalıcı olarak ta unutkanlık gözlemleniyor.

Hafıza zayıflığının nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Nörolojik veya psikiyatrik hastalıklar
  • Stres, kaygı, yoğunluk veya travma benzeri içsel veya dışsal nedenler
  • Aşırı uyaran veya bilgiye maruz kalınması
  • Aynı anda çok fazla şeyle meşgul olma
  • Dikkat sorunları
  • Öğrenme ve hafızaya yer etmede yanlış veya yetersiz tekniklerin kullanılması

Yaşlılıkta ortaya çıkan hafıza kaybı veya unutkanlığın tamamı Alzheimer kaynaklı değildir. Yaş ilerledikçe kişisel eşyaların bir yerlerde unutulması veya isimlerin hatırlanamaması normaldir.

Hafıza Kaybı Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Yaşlılık, sağlık sorunları ve birtakım duygusal sorunların neden olduğu hafıza kaybı, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir sorundur. Aşırı alkol kullanımı, böbrek, tiroit, beyin hasarı, felç, karaciğer yetmezliği, tümör veya depresyon hafıza kaybına neden olabilen hastalıklardır. Hastalığın tedavisi ile hafıza kaybı sorunu giderilir.

 

Stres ve anksiyetenin neden olduğu hafıza kaybı, belli ölçülerde normal kabul edilir. Günlük yaşamı etkileyecek derecede bir hafıza kaybı sorununda mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır.

Hafıza kaybı hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak için uygulanan terapilerle son derece iyi sonuçlar alınmaktadır. Sağlıklı beslenme, hareketli ve sosyal yaşam, fiziksel ve duygusal destekle hafıza kaybına karşı önlem alınmaktadır. Arkasında herhangi ciddi bir fiziksel veya psikolojik nedenin olmadığı hafıza kaybında çok daha hızlı sonuç alınmaktadır.

kusma

Kusma

Kusma ve bulantı, birçok nedenden ortaya çıkabilen mide bölgesindeki rahatsız edici durumdur. Kusma sırasında mide içeriği güçlü bir refleksle ağız yolu ile dışarı atılır. Genelde bulantı sonrası kontrol edilemez bir kusma duygusu ortaya çıkar. Kusmaya terleme, aşırı tükürük salgısı, tansiyon düşmesi, kalbin yavaş atması ve iştahsızlık eşlik edebilir. Beynin kusma merkezi tarafından yönetilen kusma farklı tiplerde ortaya çıkabilir.

 

Kusma Tipleri

  • Santral Tip
  • Periferik Tip
  • Fizyolojik Tip
  • Psikojenik Tip
  • Akut Tip
  • Kronik Tip

 

Santral tip, ani başlayıp ani kaybolan bulantı-kusma tipidir.

Periferik tip, sindirim sisteminden ve diğer organlardan etkilenme sonucu ortaya çıkan bulantı-kusma tipidir

Fizyolojik tip, mide boşalmasının gecikmesi durumunda görülür.

Psikojenik tip, hasta tarafından başlatılan kusma tipidir.

Akut tip, bir haftadan kısa süren kusmalardır.

Kronik tip bulantı-kusma ise bir haftadan uzun süren

 

Kusma Nedenleri

Her yaşta görülebilen kusma, özellikle anne babaları çok endişelendiren bir durumdur. Bulantının kusma ile sonuçlanması ve hatta ishalin de eşlik etmesi birtakım sağlık sorunlarının belirtisi olabilir. Kusma nedenleri genel olarak şunlardır;

  • Fazla alkol tüketimi veya zehirlenme
  • Kanser
  • Beyin tümörü
  • Psikolojik hastalıklar
  • Diyabet
  • Gebelik
  • Enfeksiyon, virüs veya bakteriler
  • Bağırsak tıkanıklığı
  • Safra kesesi hastalığı
  • Baharatlı veya aşırı yağlı yiyeceklerin tüketimi
  • Bazı kokulara karşı hassasiyet
  • İlaca bağlı kusma
  • Ülser
  • Yol veya deniz tutması

 

Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?

Mide bulantısı ve kusma, çoğu zaman ciddi rahatsızlıkların belirtisi olmasa da bulantı ve kusma ile birlikte aşağıdaki şikâyetler görülürse mutlaka doktora danışılmalıdır. Bunlar;

  • Göğüs ağrısı
  • Bayılma
  • Şiddetli ishal
  • Bulanık görme
  • Kusmuk içinde kan
  • Kusmuk içinde dışkı kokusu
  • Bulanık görme
  • Soğuk, nemli ve soluk cilt
  • Yüksek ateş
  • Boyun ağrısı
  • Çarpıntı veya hızlı nefes alma

 

Her yaş gurubunda gelişebilen bulantı ve kusmada ilk tedavi kademeli arttırılan sıvı alımı, katı yiyeceklerden kaçınma ve varsa kusmayı arttıran oral ilaç alımını durdurmadır. Özellikle sürekli devam eden mide bulantısı ve kusma durumunda mutlaka doktora danışılmalıdır.

Kanser

Kanser

Kanser; vücudun herhangi bir yerinde başlayabilen, kendiliğinden ve düzensiz olarak bölünüp çoğalabilen hücrelerdir. Normalde vücudun ihtiyaç duyduğu anda yeni hücreler üretilir ve hücreler yaşlandığında veya hasara uğradığında ölür. Yerine yeni hücreler üretilerek bu döngü devam eder. Kanserli hücreler düzensiz bölünüp çoğalarak bulunduğu bölgenin dışına da yayılabilen, kötü ur biçiminde ölümcül doku ve göze bozukluklarıdır.

 

Kanser Nedenleri

Araştırmalar gösteriyor ki kanser birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkıyor. Genetik faktörler başta olmak üzere, değiştirilebilir ve çevresel faktörler kanser oluşumunda rol oynuyor.

 

Değiştirilemeyen faktörler;

  • Genetik
  • Yaş
  • Cinsiyet
  • Aile öyküsü

 

Değiştirilebilir faktörler;

  • Yaşam biçimi
  • Fiziksel aktivite azlığı
  • Sigara ve alkol tüketimi
  • Dengesiz beslenme
  • Stres

 

Çevresel faktörler;

  • Çevre kirliliği
  • Radyasyon

 

Dünyada kanser sıklığı bölgelere göre değişmekte olup meme kanseri, akciğer kanseri ve kolon kanseri en sık görülen kanser türleridir.

 

Kanser Belirtileri

Kanser kaynaklı belirti ve semptomlar kanserden etkilenen vücut bölümüne göre değişiklik gösterir. Bu semptomlar kanser belirtisi olabileceği gibi sadece kansere özgü de olmayabilir.

 

  • Yorgunluk
  • Cilt altında hissedilen şişlik, beze veya kalınlaşma
  • Kontrolsüz hızlı kilo alımı veya kilo kaybetme
  • Cilt sararması, koyulaşması, kızarması, benlerde değişiklik veya iyileşmeyen yaralar
  • Boşaltım sisteminde değişiklik
  • Geçmeyen öksürük veya nefes darlığı
  • Ses kısıklığı
  • Yutma güçlüğü
  • Kalıcı hazımsızlık
  • Açıklanamayan ve geçmeyen kas veya eklem ağrısı
  • Nedensiz ateş veya gece aşırı terleme
  • Açıklanamayan kanama, ciltte morarma

 

Kanser Tedavi Yöntemleri

Erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğu kanser, tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer almaktadır. İleri evrede veya tedavinin mümkün olmadığı durumlarda hastalık uzun süre kontrol edilebiliyor. Son yıllarda kullanılmaya başlanan moleküller ve immünoterapi yöntemleri ile kanserli hücrenin genetik özelliklerine has bir tedavi uygulanıyor.

Kanser tedavisinde kullanılan yöntemler şunlardır;

 

Onkoloji Cerrahi: Alanında uzman cerrahlar tarafından kanserli hücrelerin çıkarılması işle yapılan tedavi yöntemidir.

Tıbbi Onkoloji: Kanser taraması, kanserden korunma, erken tanı uygulamaları ve kanserli hasta tedavisinde kullanılan ve bilimsel veriler doğrultusunda planlanan tedavi yöntemidir.

Radyasyon Onkolojisi: İyonizan radyasyon kullanılarak tümör davranışları ve radyasyonun etkilerinin incelendiği bilim dalıdır. Radyoterapi ve radyocerrahi olarak iki uygulama alanı bulunur.